Koç'un gizli ortağı:
| ||
| ||
25 Aralık 2019 Çarşamba
KOÇ'UN GİZLİ ORTAĞI; HÜRRİYET'İN GİZLİ FİNANSÖRÜ: BURLA BİRADERLER
26 Şubat 2019 Salı
İNGİLİZİNİZİ NASIL ALIRDINIZ?
İngilizinizi nasıl alırdınız?
MUSTAFA AYDIN*
“Herbir zamanın insî bir şeytanı vardır” diyordu Bediüzzaman, 96 yıl önce. Ve devam ediyordu:
“Şimdi beşerde insan suretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekârane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas, altı hutuvatıyla âlem-i İslâmı ifsad için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor. Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı câhını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini, hattâ en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.”
Bu satırlar 1920 tarihli Hutuvat-ı Sitte adlı bildiri ya da broşür diyebileceğimiz zehir zemberek eserden alınma. İşgal İstanbul’unda işgalci İngiliz’e verilmiş en ağır cevap buydu. “İblis” diyordu kısaca İngiliz’e. Bunu derken de birbiriyle fikren ilgisi-alakası olmayan kesimleri nasıl kullandığını da bir cümle içinde güzelce ifade ediyordu. Aynı İblis yine sahnede. Kimi zaman Amerika, kimi zaman İsrail maskesi takarak. Ha, Irak, Suriye, Ürdün, Mısır vs. maskelerini saymıyorum.
Türkiye olarak, çok kritik ve keskin bir virajdayız. Ve kubbedeki “kilit taşı”yız. “Biz”i çektiğiniz zaman tüm sistem yerinden oynuyor. Şu an yeryüzünün efendisi rolünü oynayan İblisler, kontrollü kaos için Türkiye tuğlasını yerinden oynatma peşinde. 15 Temmuz gecesini 241 şehit vererek atlatan ve FETÖ denen “İngiliz anahtarı”nı kırınca sevindirik olan bizler için o geceyi yeniden ince ince analiz etmekte fayda var. O gecedeki katmerli “İngiliz aklı” henüz deşifre edilmiş değil.
Judeo-İngiliz düşünce sistemini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Mücadele planında “dessas, hannas ve vesvas” olan İnferno’cu “müsbet abileri” tanımadan herhangi bir şeye ulaşmamız zor gibi. (Teoman Duralı hocamızın “Çağdaş İngiliz-Yahudi Medeniyeti” kitabını bir kez daha okumakta fayda var.)
Bu sıra dışı entrika ve kaos çetesine karşı Cenab-ı Hakk’ın nusretini celp edebilecek tek sığınağımız ihlas ve samimiyet. Çünkü zahiri sebeplere bakarsak dinlisi, dinsizi, takkelisi, cüppelisi, fötrlüsü dâhil her kesimi kendi siyasetine çok rahat âlet edebilen bu yapıya karşı onun silahıyla ve onun istediği zeminde savaşıp zafer kazanmak pek kolay değil. (Hadi dâhî çocuklarımızı toplayalım, özel okullarda yetiştirelim, onlarla mücadele edelim dedik, hepsi “badem bıyıklı” James Bond’lar olup çıktılar karşımıza!)
1947’den sonra İngilizlerin bizi Amerikan mandasına devretmesine aldanmayalım efendim. Adamlar kadife eldivenle işlerini sessiz sedasız yürütebiliyorlar. Abdülhamid-i Sânî merhumu indirdiklerinden beri payitahtımızda “iç güveyisinden” hallice, bir hayalet olarak dolaşmaya devam ediyorlar. Onu bazen takkeli, koca burunlu bir bedduacı, bazen fötrlü bir jakoben, bazen “aydınlık” savunucusu bir Maocu ya da komünist, bazen “cüppe”li bir yargıç, bazen bir sakallı “derviş” olarak görebilirsiniz.
Siz Lawrence’nizi nasıl alırdınız acaba ;)
Hâmiş: Piers Dixon’un, “Double Diploma” kitabında İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi Sir Percy Loraine’in Dışişleri Bakanı Lord Halifax’a gönderdiği 1938 yılına ait bir “telgraf” yer almaktadır. Mustafa Kemal, son ziyaretinde ölüm döşeğindeyken kendisine akıl almaz bir teklifte bulunmuştur. Acaba o teklif neydi? (Gugıllayınız efenim ;)
Twitter: @tirsaktaci_
Facebook: www.facebook.com/tirsaktaci
*Kaynak: CF dergisi, 2016
Kaynak: Risale.haber.comhttps://www.risalehaber.com/ingilizinizi-nasil-alirdiniz-18746yy.htm
Etiketler:
ajan,
Bediüzzaman,
FETÖ,
Fetullah Gülen,
Hutuvat-ı Sitte,
İngiliz,
İngiltere,
ittihad-ı islam,
Judeo-İngiliz,
Kraliçe,
Majeste,
sömürge,
Teoman Duralı
FETULLAH GÜLEN, KİKİRİK MUHİTTİN'İN, İNGİLİZ AJANI SAİT MOLLA'NIN YOLUNDADIR!
KİKİRİK MUHİTTİN’LER, Bİ BİTMEDİNİZ!
Milli Mücadele mi dersiniz Kuva-yı Milliye mi; ha işte o mahşerin içinde ne enteresan olaylar yaşanmış, ne garip tipler zuhur etmiş şaşarsınız.
İngilizlerce işgal edilmiş vaziyetteyken iki “Said” görüyoruz
İstanbul’da. Biri; İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin azılı savunucusu; ruhunu iki
paund’a majestesine satmış “Said Molla”; diğeri ise bulunduğu şehrin ne havasına
ne suyuna ne de huyuna alışabilmiş Molla Said (El-Kürdî-En-Nursi).
Biri İslâm’ın göz bebeği İslâmbol işgal altında kalsın diye uğraşıyor, diğeri
Dârü’l-Hikmeti’l İslamiye âzâlığını “ossaat” bırakıp, yer altına inerek
direnişe geçiyor. Hakkında “vur” emri çıkarılıyor.
Hutuvat-ı Sitte’yi dağıtıyor. O dönemki talebelerinin anlattıklarından öğreniyoruz ki o dönemde çok sayıda işgal askeri tepelenmiş, birçok gemiye sızılıp topların“kama”ları sökülerek denize ve kuyulara atılmış. Molla Said’in temiz iman mücadelesi her şeye rağmen bugün daha net olarak gözüküyor. Ha, şimdilerde ecnebi aşığı olup “Said Molla’nın yolundan giden; ehl-i sâlip ve ehl-i Magen David’in âgûşunda “mollamsı”larımız da yok değil hani! İmtihan gereği bitmez de zaten.
Takvim yaprakları geçen asrın 19 ve 20’li yıllarını
gösterirken bu kez Balıkesir’e geçiyoruz. Şehir elden düşmüş, ahâli perişan, ne
olacaklarını bilemiyor. Yerli Rumlar ve Ermeniler şımarıklıkta gemi azıya
almış. Şehirde Kikirik Muhittin diye biri var ki herkesin burnundan getiriyor.
Fırsat eline geçer geçmez bir münafığın, kalbinde beslediği gayz ü kini kendi ahâlisine
karşı nasıl ortaya dökeceğini pek güzel ispat ediyor.
Yunan gelir gelmez
Kikirik, Pamuk Hanı'nın kapısına "İngiliz Muhibleri Cemiyeti" diye
bir levha asmış. "Bu Kuvâ-yı Milliyecidir, şu cephede bulunmuştur"
diye birçok Müslüman’ı da elleriyle tutup tutup Yunan kumandanına teslim etmiş.
Ama çok sürmemiş devran dönünce de Yunanistan’a “hicret” edivermiş bu “avni”
efendi. (Kaynak: M. Ertuğrul Düzdağ, "Anadolu Cihadı" yazı dizisi. Zaman. 17 Kasım 1994)
TEDBİRİN VARSA KORKMA
Merhum şehid İskilipli Âtıf Hoca ve merhum Süleyman Hilmi Tunahan
Hazretlerinin de dahil olduğu Cemiyet-i Müderrisin’in son toplantısı pek hazindir.
Bu tablo Resulullah’ın (asm) davası kalbinde gerçekten yerleşmiş olanlar ile zoru
görünce su koyverenleri göstermesi açısından da ibretliktir.3 Mart 1924’te
bilinen devrim kanunları yürürlüğe girince merkezi İstanbul'da bulunan cemiyete
mensup 500 civarında âlim Tunahan’ın organizasyonuyla bir araya gelir. Merhum
Silistreli, tarihi nitelikteki konuşmasında ulemaya bir teklifte bulunur. Teklifin
özü, “Dinin devamı biz âlimlerin elindedir, her birimiz 2 öğrenci yetiştirsek 2
nesil daha bu din yeryüzünden zayi olmaz. Hiç olmazsa kendimizdeki ilmi
çocuklarımıza aktaralım, bu badire bu şekilde atlatılır” şeklindedir. Ama diğer
“ulemâ” bu kanaatte değildir. Hemen de vazgeçmişlerdir “kudsi emanet”ten.
Onlara göre, “Artık devir değişmiştir, yapılacak hiç bir şey yoktur!”. Cüppeler
terzihanelere “setre” olmak üzere gönderilmiş, fötr denen icat da utanıp
sıkılmadan kısa süre sonra kafalardaki yerini alıvermiştir.Din gayreti içinde olanlar ise Kur’an’ı bin türlü imkânsızlık
içinde diğer nesle aktararak bugüne ulaşmasına vesile oldular. Ulemaü’s-sû
olmamak için ömrünü iman ve Kur’an hizmetine adayan bu “zemherir” döneminin
gerçek “er”lerine ve ermişlerine binler selam ve dua.
Twitter: @tirsaktaci_
(*Bu yazı 2016 yılı Haziran ayı CF dergisinde yayınlanmıştır)
İlgili makale: İngilizinizi nasıl alırdınız?
18 Şubat 2019 Pazartesi
FETÖ'NÜN FEDAİSİ YENİ ASYA ÇİZERİ İBRAHİM ÖZDABAK ve FETÖCÜ NUR ENER
FETÖ'NÜN FEDAİSİ YENİ ASYA ÇİZERİ İBRAHİM ÖZDABAK
Yeni Asya Gazetesi'nin imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular'ın alzaymır hastalığının ilerlemesinden sonra Kazım Güleçyüz ve ekibi (özellikle İbrahim Özdabak) cematlerini FETÖ ve CHP limanına demirlemek için ellerinden geleni yaptılar.Karikatürist İbrahim Özdabak, 15 Temmuz hain darbesi öncesi ve sonrasında FETÖ lehine fedailik sayılabilecek derecede sloganik karikatürler çizdi. Telefonundan bylock çıkan ve FETÖcü olduğu için 1.5 sene hapis yapıp tahliye edilen Yeni Asya muhabiri Nur Ener için, Kazım Güleçyüz ve İbrahim Özdabak, aylar boyu kampanyalar yaptılar, Nur'un FETÖcü olmadığını ispata çalıştılar. Ancak, Nur Ener, Ocak 2019'da Meriç Nehri'ni geçerek Yunanistan'a oradan da Almanya'ya kaçtı. Ve hemen iltica başvurusu da kabul edildi. Bu dosyamızda İbrahim Özdabak'ın darbe öncesi ve sonrası FETÖ medya yapılanmasının paralelinde ve aynı sloganları kullanarak çizdiği karikatürleri iktibas ediyorum. Özdabak, karikatürlerinde Mehmet Baransu ve FETÖcü polis müdürü Yurt Atayün'ü de açıkça savunmuş biri.
BU KARİKATÜRLERİN SONUNDA FETÖ'NÜN KALESİ YENİ ASYA'DA NUR ENER'E VE FETÖCÜLERE DESTEĞE DAİR DİĞER KUPÜRLER DE YER ALIYOR
Resimleri büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız:
12 Şubat 2019 Salı
HAŞHAŞİLER, MÜSLÜMAN DEĞİL, Şİİ İSMAİLİ GÖRÜNÜMLÜ TAPINAKÇILARDIR
HAŞHAŞİLİK BUNDAN BİN SENE ÖNCE DE ŞİMDİ DE İSLAM'LA İLGİSİ OLMAYAN TAPINAKÇILARIN VE YAHUDİLERİN KULLANDIĞI BİR TERÖR ŞEBEKESİDİR!
Bernard Lewis, manupilatif kitabında Haşhaşilik’in İslam’a ait bir tarikat olduğunu söylüyor ve bu yönde algı yönetimi yapıyor. Buna en basit şekilde şöyle cevap verelim:
“Yahu Hasan Sabbah Müslüman değildi ki, Haşhaşiler ilk İslami teröristler olsun!”
Tarihte önemli bir yer işgal eden Hasan Sabbah ve onun Alamut Kalesi’nde kurduğu ilginç yönetim tarzı ecnebiler tarafından hep İslam’a aitmiş gibi gösterilir. Bununla da kalınmaz, İngilizce’deki “assassination: suikast, adam öldürme” kelimesinin de Haşhaşilik kelimesinden geçtiği hatırlatılır.
Yani, “Bakın zaten İngilizceye geçen bu kelime de İslami’dir. Bu da terörün kaynağının İslami olduğunu gösterir!” denmektedir.
Bu çok zavallı ve tilkice bir algı yönetimidir.
Çünkü Hasan Sabbah, İsmailiye denen 7 İmamcı ve kendini rafızi Şia içine konumlandıran bir mezhebe bağlı gözükse bile kesinlikle Müslüman biri değildi. Çünkü namaz, oruç, zekat ve hacca inanmaz, şarabı, uyuşturucuyu ve zinayı meşru görürdü. Hele uyuşturucuya müptela edip, sahte cennetler ve hurilerle avuttuğu Haşhaşilerinin işlediği cinayetler, onlar için bir ibadet niteliğindeydi.
Tarihte Karmatilik olarak da öne çıkan bu terörist yapılanmanın İslam’la en ufak bir ilgisi olmaması bir yana tamamen İslam’ın baş belası olmuş ve en az yüz elli sene çözülemeyen bir problem oluşturmuştur.
Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün ve onlarca önemli ismin Hasan Sabbah’ın fedailerince öldürüldüğünü; DİKKAT BUYURUN İslam'ın mukaddes merkezi Kâbe’nin miladi 930 yılında Karmatilerce işgal edilip, hacıların toptan kılıçtan geçirildiğini ve YİNE DİKKAT BUYURUN; Hacerü’l-Esved’in Bahreyn’deki kalelerine kaçırılıp tam 22 yıl orada saklandığını söylersek her halde işin gerçek hüviyeti ortaya çıkar.
Mısır’daki Fatımi idaresi de “İsmailiye, Karmatiye” ile uzun dönem aynı çizgide olmuştur. Bu yapılar zahiren Müslüman kimliği altına girmiş; ama asla Müslüman olmamış nifak şebekeleri tarafından organize edilmiştir. Her biri asıl inancını gizlice uygulayan ve İslam’ı içten yıpratmaya çalışan Yahudiliğin güdümünde münafık yapılardır.
Bu son derece karışık yapıda sihir, büyücülük, Sabiilik, Manicilik, Hermetizm, Mazdekçilik, Neo-platonculuk, Zerdüştlük, Şamanizm, Sofestailik ve Kabbalacılık hakimdir. Esas itibariyle tümü Bâtınilik olarak tanımlanmaktadır.
Karmatiler İslam dünyasında ortaya çıkmış ilk komünistler olarak bilinir.
Onlar için kadınlar dahil her şey ortak kullanıma açıktır.
“Derin İhtilal” adlı kitapta (H. A. Gwynne. Selis Yay. İst. 2003) Tapınakçılar konusunda en önemli uzmanlardan Comte de La Couteulx de Canteleu’dan bir alıntı yapılmaktadır. (s. 49).
Kont, Filistin’de kaldığı 50 yıl süresince Haçlı zihniyetli bir tarikatın Haşhaşi tarikatıyla nasıl yakın ilişki kurduğunu izah ediyor. Haşhaşi üyelerinin tamamının Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmek isteyen İsmailiye’nin bir kolu olduğunu belirtiyor.
Resimaltı: H.A. Gwynne, Julian Ralph, Perceval Landon ve Rudyard Kipling Güney Afrika'da. 1900–1901
Kaynak: https://www.pinterest.com/pin/289848926000774029/
Haşhaşilere göre kıble Kâbe değil Kudüs’tür, onların anladığı anlamdaki hac da Kâbe’de değil Kudüs’te yapılmaktadır. Görüldüğü gibi bu yapının İslam’la ilgisi olmak bir yana en büyük hedefi İslam’ın ve Müslümanların bizzat kendisi olmuştur.
Şimdi hakikat böyleyken şu soruyu sormak gerekmiyor mu: Neo-con’ların, Illuminati'nin, Kaosçuların ve “medeniyetler çatışması”nın en önemli beyinlerinden biri olan Bernard Lewis, acaba niçin konuyla ilgili kitabının başlığında, “İslam'da Radikal Bir Tarikat: Haşhaşilik” adını koymuştu?
Tüm ilmi kariyerini heba etme pahasına niçin böyle bir gayretin içine girmişti?
Etiketler:
Bernard Lewis,
FETÖ,
FETÖcüler,
Fetullah Gülen,
Hacerül-esved,
Hasan Sabbah,
Haşhaşiler,
Haşhaşilik,
İsmaili,
Karmatiler,
kitabı,
kitap,
sapık,
sapkın,
Şii
11 Şubat 2019 Pazartesi
İKTİBAS: FETÖ VE BERMEKİ KABİLESİ BENZERLİĞİ
Bermekilerle ilgili internette birçok yazı var. Ben Yavuz Bahadıroğlu'nun anlatımını iktibas ediyorum.
Okuduğunuzda FETÖ ile Bermekilerin benzerliklerini görecek ve çok şaşıracaksınız.
Bir anekdot daha eklemem gerekiyor: FETÖ'nün içinde de kaderin bir garip cilvesi olarak bir Bermek vardı. Spor dünyasının yakından tanıdığı bir firari isim: Ayhan Bermek
https://www.sabah.com.tr/magazin/2017/08/28/fetocu-kayinpeder-kacti-mallari-basogluna-kaldi
***
HALİFE HARUN REŞİD VE BERMEKİ KABİLESİ
Abbasilerin beşinci halifesi Harun Reşid (763-809) Bermeki Kabilesi mensuplarına çok değer verir, tüm kademeleri ile ordu onlarla dolmuş, devlet âdeta onlardan sorulmaya başlanmış. O kadar ki, başka kabilelere mensup insanlar, iş bulabilmek için Bermeki Kabilesi önderlerinden referans bulmak zorunda kalmışlar.
Bu ortamda Halife Harun Reşid, çok sevdiği ve değer verdiği veziri Yahya el-Bermeki ile sarayının bahçesinde dolaşırken, elma ağacındaki bir elma dikkatini çekmiş. Çok güzel görünüyormuş. Koparmak için birkaç hamle yapmış, ama başaramamış. Vezirine dönmüş: “Bir de sen dene bakalım.”
Vezirin de boyu yetmeyince, bir teklifte bulunmuş: “Şöyle çömeliverseniz de omuzlarınıza bassam elmayı kolayca koparabilirim.”
Harun Reşid tereddüt etmeden çömelmiş. Vezir Yahya el-Bermeki, Halife’nin omuzlarına basarak elmayı koparmış: “Buyrunuz efendim, âfiyet olsun.”
Harun Reşid elmayı ısırmış. O kadar lezzetliymiş ki, onu yetiştiren bahçıvanı tebrik etmek istemiş.
Bir çalının arkasından olup bitenleri hayretle seyreden orta yaşlı bahçıvan, huzura varıp temenna etmiş.
“Hangi kabiledensin?” diye sormuş Halife…
“Bermekilerdenim, Efendim.”
“Belli, Bermekiler her işi böyle doğru düzgün yapar.”
Sonra şöyle devam etmiş: “Seni kutlarım. Muhteşem bir meyve yetiştirmişsin. Dile benden ne dilersin?”
Bahçıvan hiç düşünmeden cevap vermiş:
“Önce sağlığınızı, sonra da beni Bermeki Kabilesi’nden çıkarmanızı dilerim.”
Halife şaşırmış, veziri şaşırmış, bu adam neler söylüyormuş böyle? Herkes Bermeki Kabilesi’nden olmaya can atarken, bahçıvan neden kabileden çıkmak istiyormuş? Bahçıvana sormuş:
“Bermeki Kabilesi’ndensin ama ayrılmak mı istiyorsun?”
“Aynen öyle efendimiz, ayrılmak istiyorum. Lütfen kendi rızamla kabileden çıktığıma dair mühürlü bir belge verin bana…”
“Peki ama neden?”
“Dile benden ne dilersen dediniz ben de diledim, sebebi sonra ortaya çıkar, siz o belgeyi lütfedin yeter.”
Halife, bahçıvanını iknaya çalışmış, fakat dinletememiş. Sonunda belgeyi vermiş: “Sarayımın bahçıvanı filan oğlu falan bu tarihten sonra Bermeki değildir.”
Atmış tarihi, üstüne basmış hilafet mührünü, uzatmış belgeyi bahçıvana:
“Al bakalım, ne işine yarayacak?”
Aradan yıllar geçmiş. Bermekiler şımarmış, azıtmış, halka zulmetmeye, devleti kendi çıkarları için kullanmaya başlamışlar. Bu yüzden hem halkla, hem de Halife Harun Reşid’le araları açılmış. Nihayet ordu içindeki adamları vasıtasıyla Halife’yi devirmeye çalıştıklarında, halkın ve Halife’nin hışmına uğramışlar. Bir bir yakalanıp idam edilmeye başlanmışlar.
Bermeki temizliği günlerce sürmüş. Ordudan ayıklanmışlar, sivil bürokrasiden temizlenmişler, topluca lânetlenmişler. En sonunda sıra kenar köşede kalan Bermekilerin de bulunup cezalandırılmasına gelmiş. Dikilmişler bizim bahçıvanın tepesine: “Sen de Bermeki’sin!..”
“Hayır değilim” diye basmış itirazı bahçıvan, “ben çoktan o kabileyi terk ettim, elimde Halife’nin bizzat mühürlediği kapı gibi belgem var.”
Bakmışlar ki, doğru söylüyor. Dokunamamışlar. Yine de alıp Halife’ye götürmüşler. Halife sormuş:
“Böyle olacağını nereden biliyordun?”
Bahçıvan anlatmış:
“Bir Bermeki, Halife’nin omuzlarına basınca, ‘eyvah dedim, bu işin sonu kötü!’”
“Amma ben izin vermiştim?..”
“Siz tevazuunuzla izin verebilirsiniz, ama veziriniz Yahya el-Bermeki böyle bir hadsizlik-edepsizlik yapmamalıydı. Akıbet tahmin ettiğim gibi oldu.”
Bu kadar. Yorum serbest!
Etiketler:
Ayhan Bermek,
Bermeki,
Bermekiler,
FETÖ,
Fetullah Gülen
5 Şubat 2019 Salı
AHMET AKGÜNDÜZ, DOKTORA TEZİNİN 3'TE 1'İNİN İNTİHAL OLDUĞUNU KABUL EDİYOR!
AHMET AKGÜNDÜZ, DOKTORA TEZİNİN 3'TE 1'İNİN İNTİHAL OLDUĞUNU KABUL EDİYOR!
"Profesör" Ahmet Akgündüz'ün doktora tezi intihal imiş. Bunu ben demiyorum, şu an Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan Hasan Yüksel bey söylüyor. Sadece "söylemiyor" da, belgeleri ile ortaya koyuyor.
İntihal iddiası çok büyük bir itham, nasıl belgelemiş olabilir ki diyeceksiniz. O zaman Tarih ve Toplum Dergisi'nin Mayıs 1991 tarihli sayısında yer alan makaleyi satır satır okumanız, (derginin hacmi düşünüldüğü için kısıtlı olarak kullanılan) şemaları incelemeniz gerekiyor.
Önce kendisi de vakıflar konusunda uzman olan Prof. Dr. Hasan Yüksel'in makalesini yayınlayacağım.
Onun altına Ahmet Akgündüz'ün verdiği cevabı;
onun da altına Hasan Yüksel beyin ikinci cevabî makalesini koyacağım.
Tarih ve Toplum Dergisi, Mayıs-1991, Cilt:15, Sayı: 89 .
İntihal iddiası çok büyük bir itham, nasıl belgelemiş olabilir ki diyeceksiniz. O zaman Tarih ve Toplum Dergisi'nin Mayıs 1991 tarihli sayısında yer alan makaleyi satır satır okumanız, (derginin hacmi düşünüldüğü için kısıtlı olarak kullanılan) şemaları incelemeniz gerekiyor.
Onun altına Ahmet Akgündüz'ün verdiği cevabı;
AHMET AKGÜNDÜZ'ÜN HASAN YÜKSEL BEYE VERDİĞİ ÇALIŞTIĞI CEVAP!
HASAN YÜKSEL'İN AHMET AKGÜNDÜZ'E
İKİNCİ CEVABÎ MAKALESİ
TARİH VE TOPLUM DERGİSİ
EYLÜL-1991 SAYI: 93
Etiketler:
Ahmet Akgündüz,
Akgündüz,
doktora tezi,
Hasan Yüksel,
intihal,
Tarih ve Toplum,
Tarih ve Toplum Dergisi,
tez,
vakıf,
vakıflar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















































